BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR

Doğadan ilham almak, insanın uygarlık tarihi boyunca gelişmesini tetikleyen en önemli unsurlardan biridir. Örnek alınan sistem çoğunlukla insanın faydasına kullanılsa da zaman zaman çatışmaların da konusu olmuştur. Bu süreçte, beden gücü kendini makinalara bıraktığından beri, toplum birçok değişiklik atlatmıştır. Teknolojik gelişmenin özellikle 21.yy’ın ortasından itibaren artarak hızlanmasının sonuçları ise ortada. Bugün, artık makinalar insansız da yollarına devam etme eğilimine girdiler. “Swarming” (Oğullaşma) kavramı da bu otonom yapının ulaştığı bugünkü nokta.

 

Sistemin adını “Oğullaşma” şeklinde kullanmak bir tercih. Zira, teknoloji geliştirmeyen ülkelerin baş sorunu, bu teknolojilerin kendi dillerinde karşılıklarının olmayışıdır. Fakat bu sistemin doğadan ilham alması, isimlendirme konusunda inisiyatif alınmasını özgür kılabilir. Başlangıçta oğullaşmaya dayalı ve insansız otonom sistemleri ele almadan, bu kavramları kısaca açıklamakta fayda olabilir.

 

“Swarming”, mikro dünyada birçok canlıda görülen bir davranış şeklidir. En bilinenleri; tek hücreli canlılar, arılar, karıncalar ve bazı kuş türleridir. Özellikle tek hücreli canlılar, koordineli ve hızlı bir şekilde agar (sıvı, çoğunlukla su) yüzeyi üzerinde bu şekilde hayatta kalırlar. Organizma canlılığını devam ettirebilmek için mevcut durumu analiz edip, duruma göre bir sinyalizasyon sistemi kullanarak süreci başlatır. Her bir birey, bio-kimyasal şekilde birbiriyle konuştuğu için sürekli geri beslemeyle ne yapacağını bilir. Peki mikro dünyada milyarlarca yıllık evrimle mükemmelleşen bu sistemin insanoğluna ve insansız sistemlere faydası nedir?

 

Sean Edwards, oğullaşma teorisini “bul, yakınlaş, saldır ve dağıt” olarak dörde ayırmıştır. John Arquilla and David Ronfeldt’e göre ise Oğullaşma; “Bir düşmanın; ateşle veya kuvvetle eş zamanlı olarak her yönden kuşatılması”dır. Yani askeri anlamda oğullaşma; ağa dayalı harbe dayanan, birden fazla yönden saldırıyla, düşmanın karar ve cevap verme kabiliyetini ve yoğunlaşma yeteneğini felç etmek demektir. Bunun yanında düşmanların elektronik harp yeteneklerini veya hava ve sahil savunma sistemlerini yok etmek veya bozmak suretiyle geleneksel sistemlere atış desteği sağlamaktadır 1. Sonuç olarak “Çok Alanlı Görev Gücü” (The Multi-Domain Task Force) olarak adlandırılan bu doktrin, ağa dayalı harbin temelini oluşturmakta, oğullaşma ise bu sistemi gelecekte var edecek yapı olmaktadır.

 

Yüksek Potansiyel

Askeri alanda; swarm anlayışının otonom robotik sistemlere uygulanması başlı başına bir çalışma alanı. Çalışma konularını ise liderini takip eden robotlar, komuta aracını koruyan takipçi sistemler (oğullar) ve diğer hava-kara-deniz insansız araçlarının tamamına uygulanabilecek otonom zekâ algoritmaları oluşturuyor.

“Otonom”, Yunanca’da “aut- + nomos law” (kendi yasalarına sahip olan), anlamındadır. Öz yönetimin hakkı veya gücü, dış kontrol olmaksızın üstlenilen veya sürdürülen yönetimi belirtir. Bir diğer bağlamda, bağımsız olarak varlığını sürdürmek ve kendi kararlarını verme gücüne sahip olmaktır.

Güncel gelişmelerde yapay zekanın, geniş ölçekli otonom askeri sistemlerde etkisinin olacağı öngörülüyor. Bu etkilerden birkaçı şu şekilde sıralanıyor;

  • Küçük ama zengin ülkelerin jeopolitik üzerinde etkisi artması,
  • Otonom sistemlerin asimetrik harp yöntemleriyle kullanılması, önleyici saldırı kabiliyetine sahip sofistike sistemleri kullanım dışı bırakması,
  • Eskimiş teknolojilere sahip geleneksel (konvansiyonel) güçler arasındaki rekabet, otonom yaklaşımı bu sistemlere entegre edebilirlerse artması,
  • Teknolojik gelişim, otonom platformların hassasiyetlerini ve risk toleransını arttırarak, sivil zayiatı azaltarak devletler üzerindeki politik baskıyı azaltması

 

İHA'ların üretim maliyeti, insanlı araçlara göre %25-40, işletme maliyeti ise yaklaşık %80 daha düşük. Bu da bazı operasyonlar için insansız sistemleri seçmede avantaj sağlıyor. Yeni geliştirilen silahlı İHA’ların it dalaşı manevralarını otonom şekilde icra edebilecek olması, kolektif operasyonlarda düşman hava savunma sistemlerini bastırmayı mümkün kılacak.

 

Güncel Örnekler

Dünyanın birçok yerinde, farklı görev ve yetkinliklerde İHA’lar yapılsa da bu yazının konusu olan “Oğullaşma” sistemine yatkın olanlar daha yeni yaygınlaşıyor. Hatta daha önce C4Defence’in 59. sayısında yayınlanan “Geleceğin Muharebe Konsepti” makalesinde, ilk dron oğullaşmasının Suriye’deki Rus Khmeimim askeri hava alanına yapıldığını ve gelecekte muharebe alanının nasıl dönüşebileceğini anlatılmıştı.

Oğullaşma sisteminin geçmişi teorik olarak yeni olmasa da geleceğe yönelik çalışmalarla teknoloji geliştiren ülkeler arasında çıkışlar var. ABD’de DARPA Gremlin programı, oğullaşma sistemini esasa alan bir proje. Yetkililere göre projedeki İHA’ların 20 görevde tekrardan kullanılabileceği öngörülüyor. Yine ABD Deniz Kuvvetleri Araştırma Merkezinde geliştirilen “Düşük Bütçeli İHA Oğullaşma Teknolojisi” (Low-Cost UAV Swarming Technology – LOCUST) konuyla ilgili bir diğer çalışma. Ayrıca DARPA ve Raytheon’un ortaklaşa yürüttüğü bir diğer projede, “Saldırgan Swarm Etkin Taktik” (OFFensive Swarm-Enabled Tactics - OFFSET) adındaki sistemde; 250’den fazla otonom yer, hava ve su dronunun görevlerde piyadeye destek olması için oluşturulmuş bir açık mimari altyapısı oluşturulmuş. Bazı haber kanallarında bu sayının 119 olduğu söylense de her halükârda Çin’in Guangzhou’daki Forum kapanışındaki gösteride kullandığı 1,180 sayısına yaklaşamadığı bir gerçek. Rusya kanadında ise durum benzer. Fakat onlar somut bir tarih vererek, 5 yıl içerisinde kendi başlarına karar verebilecek, askeri operasyonlara katılabilecek ve keşif yapacak otonom dronları kullanıma sokacaklarını iddia ediyorlar. Avrupa Birliği tarafından fonlanan “EuroSWARM”da ise, birbirleriyle iletişim kurabilecek özerk oğullaşmış botlar üzerinde çalışılıyor. Projeye göre; toplanabilecek bilgilerin en üst düzeye çıkması, yerdeki birimlerin en doğru bilgi ile beslenmesi ve sonuçta zayiatı aşağı çekilmesi hedefleniyor.

Havada bunlar olurken, “Geçişe Kapatma ve Alan Hakimiyeti”nde A2/AD (Anti Access/Area Denial) önemli bir yeri olan deniz sahaları da oğullaşmadan ayrı düşünülemez. Tam ya da yarı otonom, füze ve diğer silahlarla donatılmış onlarca hatta yüzlerce botun, milyar dolarlık bir savaş gemisi karşısındaki avantajını artık tüm devletler anlamış durumda. Özellikle Çin, Rusya ve İran’ın bu konuda, ABD’nin deniz hakimiyetine karşı geliştirdiği teknolojiler dikkate değer. Bu alandaki rekabet de kızışıyor. Öyle ki Çin’li Yunzhou Tech Corporation firması, silahlı otonom botlarının ABD karşısında asimetrik başarı sağlayacağını belirtmiş. Robotik oğullaşan sistemler, bir sivrisinek sürüsü gibi büyük savaş makinalarının kanını emeceğe benziyor. Rus Poseidon satıh altı çok amaçlı dronları ise, nükleer başlık taşıyabildikleri için tehdit unsurunu çok farklı bir seviyeye çıkarıyorlar. ABD ise karşı önlem olarak dronları taşıyacak bir uçak gemisi konseptini geliştirme çabasında. Düşman hattına girmeden, konuk gemiyi de koruyarak çok sayıda hızlı satıh üstü ve altı dronu taşıyan bir gemi projesi üstünde çalışıyorlar. MBDA’nın Spektre adını verdiği, elektrikli dikine kalkış ve iniş özelliğindeki İHA’sı da yeni nesil İHA’lara örnek. Hafif zırhlı ve insansız veya daha ağır zırhlı tehditlere kadar geniş bir hedef listesi olan sistem, oğullaşma ile desteklenirse gayet başarılı gözüküyor.

 

SONUÇ

 

Gelişen teknoloji ile insan harp sahasından yavaş yavaş çekilirken, makinalara olan bağımlılık da giderek artıyor. Fakat makinalara bağımlılık aynı zamanda başka sorumlulukları ve kısıtları da beraberinde getiriyor. Bunların başında; başlı başına bir konu olan etik ile beraber, dronların kontrolünün kimde olacağı da geliyor. Tam veya kısıtlı şekilde insan kontrolü altında olan “Radyo Kontrollü” (RC) ve “Kendini Uçuran”lar (Self Flying) haricinde, tam otonom olanlar da seçenekler arasında. Fakat yazımızda birçok örnekle desteklediğimiz oğullaşma çalışmalarının ağırlığının yakın gelecekte tam otonoma kayacağı öngörülüyor.

 

Bu bağlamda, tüm kuvvetlerin güvenlik stratejilerini otonom sistemler çerçevesinde düşünmesi faydalı olacaktır. Geliştirilen tüm insansız sistemlerin otonom yapıya göre tasarlanması ve/veya kolayca geçebilecek olması da düşünülebilir. Ayrıca elimizdeki geleneksel sistemlerin de bu fikir çerçevesinde modernize edilmesi, kaynak yönetiminde de avantaj sağlayacaktır. İçinde bulunduğumuz Çok Katmanlı ve Ağa Dayalı Harp’te, birbiriyle konuşan sistemlerin ihtiyacı, her zamankinden fazladır. Bu asimetrik ve belirsiz harp sahasında ise insanlı-insansız tüm unsurların eşgüdüm halinde hareketi zorunlu gözükmektedir.